Kayıtlar

Temmuz, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hak, Hukuk ve Adalet

  Hak, Hukuk ve Adalet Üzerine: Umudun Direnişi Günümüz Türkiye’sinin en yakıcı sorunlarından biri, giderek derinleşen adaletsizlikler dir. Bu tabloyu anlamlandırabilmek ve toplumsal vicdanda karşılık bulmasını sağlamak için öncelikle bazı temel kavramlara açıklık getirmek gerekir: Hak, hukuk ve adalet ... Hak , bireyin doğuştan veya sonradan kazandığı, başkaları tarafından da tanınması gereken temel özgürlük ve taleplerin genel adıdır. Örneğin, yaşam hakkı, ifade özgürlüğü ya da eğitim hakkı, insan varoluşunun dokunulmaz alanlarıdır. Hukuk , bu hakların hayata geçmesini ve korunmasını sağlayan kurallar bütünüdür. Devlet eliyle oluşturulur ve herkesin uyması zorunludur. Ceza hukuku, medeni hukuk gibi alt dallarıyla toplumun işleyişine yön verir. Adalet ise tüm bu düzenin ruhudur. Herkese eşit, tarafsız ve hak ettiği biçimde davranmak; hak sahibine hakkını teslim etmektir. Suçluya ceza, mazluma özgürlük verilmesidir. Bu üç kavramın birbiriyle olan bağı hayati önemdedir: Haklar...

Kumsalın Senfonisi

  Kumsalın Senfonisi Kumsalda bir kadın, Gölgesi ince bir hüzün gibi serilmiş kuma. Sessiz, dalgın, uzaklarda bir yerde Rüzgâr teninde dolaşıyor usulca. Güneş, dağın ardından Kızıl oklarını fırlatıyor gökyüzüne. Denizde balıklar kıpırtılı, Dalgalar çakıl taşlarını fısıltıyla sürüklüyor kıyıya. Ay, sularla ince bir dansa durmuş, Her kıvrımı bir nota, Her dalga bir ezgi. Kumsal, yavaşça çalıyor kendi senfonisini Kadının kulaklarında yankılanan. Gurbette bir kadın o, Gözlerinde uzak şehirlerin yorgunluğu, Kalbinde bir çağrının sessiz yankısı.

Yerleşik Hayatın Göçebe Çocukları

  Köklerinden Kopanların Hikâyesi: Kafkasya’dan Anadolu’ya Uzanan Umut Yolu Bugünkü Gürcistan topraklarında—Ahıska, Ahırkelek, Borçalı ve Göyye gibi kadim beldelerde—hayata gözlerini açan aile büyüklerimizin öyküsü, sadece bir göç hikâyesi değil, aynı zamanda bir direnişin, yeniden doğuşun ve yeni vatanla kurulan bağın destanıdır. Osmanlı-Rus Harbi öncesinde ve sonrasında; kimi zaman savaşın zorunlu gölgesi altında, kimi zaman gönüllü bir arayışla, kimi zaman da baskıdan kaçmanın mecburiyetiyle yola çıkan bu kafileler, Kafkasya’nın dağlarından, ovalarından, göğsünde tarih taşıyan Anadolu topraklarına umutlarını da alarak geldiler. Bursa’dan Samsun’a, Tokat’tan Erzurum’a; Kars’tan Hatay’a, Ardahan’dan Iğdır’a kadar Anadolu’nun dört bir yanında yeni bir hayat başladı onlar için. Göç, her zaman zordur; ama bu insanlar yanlarında sadece eşyalarını değil, kültürlerini, ağıtlarını, oyun havalarını, yemeklerini, imece geleneklerini, dillerini ve dualarını da taşıdılar. Bizim hikâyemi...

Bir Düş Görürüm

  Bir Düş Görürüm Bir düş görürüm gecenin koynunda, Adliye koridorlarında sessizlik hâkim, Avlular tenha, mahkeme salonları ıssız… Cezaevlerinde koğuşlar bomboş, Zincirlerinden kurtulmuş hayatlar… Çiftçiler tarlasında, Emeğiyle güneşi yoğuruyor, Toprak yeniden bereketle konuşuyor. Siyasetçiler masa başında değil, Sokağın nabzında, halkıyla yürüyor. Siyaset, çıkarın değil vicdanın dili olmuş. Sözün değeri, yalanla değil doğrulukla ölçülüyor. Bir düş görürüm yeniden, Gençler yıldızlara uzanıyor elleriyle, Hayallerini bavullara değil, Bilime, teknolojiye, yeniliğe sarıyor. Ülkem, zekâsıyla dünya ile yarışıyor. İşsizlik bir masal gibi silinmiş, Herkes üretmenin haysiyetiyle yaşıyor. Ve sonra uyanıyorum… Ama içimde bir sabah serinliği: Memleketimin yüzü gülüyor, İnsanlar umutla bakıyor birbirine, Çocuklar neşe içinde sokaklarda, Gözlerde kaygı değil, yarına güven var. Bir düş görürüm her gece… Ve her sabah, Gerçeğe biraz daha benziyor o düş. Çünkü umut, Göz...

Buğday

  Buğday Sonbaharın serin günlerinde, Bir avuç umut gibi tarlaya düşersin. Kışın, kar altında uyursun sessizce, İçinde yeşerecek baharın izleriyle. İlkbaharda filizlenir yavaşça, Toprağın yüreğine serilen yeşil bir örtü olursun. Güneşle boy atar, başağa durursun, Yaz gelince altın sarısına bürünürsün. Rüzgârla dalga dalga savrulurken, Bir çiftçinin hayalini gülümsetirsin. Topraktan sofraya uzun bir yol, Tarlada alın teri, sofrada ekmeğimizsin.

Gitmek Gibi

  Gitmek Gibi Alıp başını gitmeli, taşmadan, Ardında bir yığın hüzün bırakmalı. Olsun, kırıp dökmeden gitmeli, Ne ardına bakmalı, ne de sormalı. Sessizce geçmeli sokaklardan, Bir selamı bile esirgeyerek. Kararlı, vakur ve dingin adımlarla, Bir yelkenlinin kıyıdan ayrılışı gibi. Usul usul süzülmeli rüzgârda, Yıldızlarla baş başa kalmalı gecede. Mavi denizin tuzlu kokusunu Derin bir nefesle içine çekmeli. Sonra yavaşça dalmalı derinliğe, Kendi içinde başka bir yolculuğa. Kırılmadan, kırmadan, yeni düşler kurarak... Bir deniz gibi, sonsuzluğa...

Buğday

  BUĞDAY   Sonbaharın soğuk günlerinde, Tohum olup tarlaya saçılırsın. Kışın karın altında, Sessizce baharı beklersin. İlkbaharda çimlenir, Yeşil bir halı gibi yayılırsın. Boy verdikçe başaklanır, Yaz gelince sarıya bürünürsün. Rüzgârla birlikte dalgalanır, Çiftçinin yüzünü güldürürsün. Tarlada emeğin, Sofrada ekmeğimizsin.

Aşk

  Aşk  Bir kıvılcımdır, ışık saçar… Alev olur, kırmızı ateş. Yanar  yanar, bir kor halini alır, Ve sonunda sönümlenir. Yıllar geçtikçe, şaraba benzer, Her anı, tadına doyulmaz bir içki gibi, Kana kana içilir. Ve bir bakarsın, İki yarısı olmuş bir elma gibi, Biri sen, biri ben.     05.03.2022                       Celal Yıldırım